SEL VE TAŞKIN AFETİNDE MÜTEAHHİDİN VE İDARENİN SORUMLULUĞU

Ülkemizde son zamanlarda artan yağışlar, doğal ve beşeri faktörlerin de etkisiyle çok hızlı bir şekilde afete dönüşerek büyük can ve mal kaybına neden olmuştur. Çeşitli faaliyetler için ya da yerleşme saiki ile, sel yönünden hassas alanların kullanılması maalesef kayıplarımızı arttırmıştır. Bu kayıpların yaşanmaması adına bireysel sorumluluk ve idari sorumluluk alınması zaruridir.  Sel ve taşkın zararlarının önlenmesi açısından yerleşim politikası gibi önemli politikaların belirlenmesinde akarsu havzalarının taşkın karakterlerinin bilinmesinin önemi büyük olduğu gibi mimarinin, mühendisliğin, inşaatın azami özenle ve standartlara uygun kalitede yapılması gerekmektedir. Bununla birlikte idarenin proaktif bir tutum sergileyip bu yapılaşmalar üzerinde iradelerinin bulunduğunun ve sorumluluk aldıklarının bilincinde olarak denetim mekanizmalarını hassaslaştırmalıdır. Bizler hukukçu olarak yaşanan bu acı kayıplar nedeniyle idare ve müteahhit açısından doğabilecek sorumluluklara değineceğiz.

Müteahhidin Sorumluluğu

Müteahhidin sorumluluğunun başında “dikkat ve özen yükümlülüğüne uymak” bununla birlikte “ruhsata ve standartlara uygun yapılar inşa etmek” gelmektedir. İşte bu hususlara uyulmadığı taktirde oluşan zararlardan müteahhidin hukuki ve cezai sorumluluğu doğacaktır.

Hukuki Sorumluluğu

Kullanılan malzemenin uygun olmaması, ilgili hesaplanmaların doğru yapılmaması, plan ve projenin uygun olarak çizilmemesi gibi durumlarda  müteahhidin kusuru oluşmaktadır. Bu sebeplerle meydana gelecek tüm hasarlardan sorumlu olacaktır . Müteahhidin kendinden beklenen tüm yükümlülükleri gereği gibi yerine getirip  gerekli özeni de göstererek hukuka uygun yapılar inşa ettiği halde yine de yıkılma olayı meydana gelmişse kaçınılmazlık durumu göz önünde bulundurularak, tazminatta uygun bir hakkaniyet indiriminin yapılması da söz konusu olabilecektir.

Türk Borçlar Kanunu 51/1 

– “Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler…” demiştir.

Yapının hukuka uygunluğunun denetlenmesi açısından yapıldığı tarih itibariyle yürürlükte olan yönetmeliklere uygun yapılması gerekmektedir. Müteahhitten sonradan yürürlüğe giren yönetmeliklere uygun imalat yapması beklenemez.

Sorumluluk Açısından Zamanaşımı

Hukuki sorumluluk için öngörülen süre, cezai sorumluluk için söz konusu değildir. Müteahhit tarafından yapılan yapının yıkılması halinde zamanaşımı, bu yapının tamamlanıp yapı kullanma izninin alındığı tarihten değil; yıkılma ve zararın meydana geldiği tarihten itibaren başlayacaktır. Zira, neticesi hareketten ayrılabilen suçlarda zamanaşımı fiilin değil, neticenin gerçekleşmesi ile işlemeye başlar. Bu sayede soruşturmalar zamanaşımı engeline takılmayacaktır.

 Cezai Sorumluluk Yönünden 

Müteahhidin kusurlu yapı inşa etmesine bağlı olan yıkımlar sonucu ölüm ve yaralanmalar meydana gelirse cezai sorumluluk doğacaktır. Bu cezai sorumluluk “Taksirle ölüme neden olma” ve “Taksirle yaralama” suçları çerçevesinde oluşacaktır.

Taksirle Ölüme Neden Olma” suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 85. maddesinde düzenlenmiştir:

(1) Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

Taksirle yaralama suçu ise aynı kanunun 89. maddesinde düzenlenmiştir:

(1) Taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.”

Burada dikkat edilmesi gereken husus müteahhidin kusurunun olup olmadığı ve bu kusurla meydana gelen yıkım arasında bir illiyet bağının oluşup oluşamayacağıdır. İlliyet bağının bulunmadığı durumlarda cezai sorumluluğun doğduğundan söz edilemez.

İdarenin Sorumluluğu

Bu başlık altında İdarenin iki tip sorumluluğunu ele alacağız. Bu sorumluluk türleri idarenin kusurlu sorumluluğu ve kusursuz sorumluluğudur.

Kusurlu sorumluluk hali hizmet kusuru olarak da adlandırılmaktadır. Hizmet kusuru karşımıza şu şekillerde çıkar:

    • Hizmetin kötü işlemesi,
    • Hizmetin geç işlemesi,
    • Hizmetin hiç işlememesi

Hizmet kusurlu bir kamu hizmetinin ya kurulmasında, ya işleyişinde, ya da düzenlenmesindeki nesnel nitelikli olan kusurluluğu ifade eder.

Kusursuz Sorumluluk, İdare bazen hiçbir kusuru olmadığı ve tamamen hukuka uygun hareket ettiği halde birtakım hizmetleri görürken bireyler açısından zarar meydana gelebilir. İşte böyle hallerde idarenin sosyal devlet ilkesinin bir gereği olarak kusursuz sorumluluğu kabul edilmiştir. Zarar ile idari davranış arasında illiyet bağının kesildiği veya zayıfladığı durumlarda idarenin sorumluluğu bu ölçüde etkilenecektir.

7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun Madde 3 – (Değişik: 2/7/1968-1051/1 md.) 

İkinci maddeye göre ilan edilen afet bölgelerinde yeniden yapılacak, değiştirilecek, büyütülecek veya esaslı tamir görecek resmi ve özel bütün yapıların tabi olacağı teknik şartlar, Bayındırlık Bakanlığının mütalaası da alınarak İmar ve İskan Bakanlığınca hazırlanacak bir yönetmelikle tespit olunur. Belediye hudutları ve varsa mücavir sahalar dahilinde ilgili belediyeler, bunun dışında kalan yerlerde vali ve kaymakamlar bu yönetmelik esaslarının uygulanmasını sağlamakla yükümlüdürler. Yönetmelik esaslarına aykırı olan yapılar hakkında; yukarda belirtilen merciler tarafından sahiplerine tebligat yapılarak, en çok 3 aylık süre içinde hatanın ve tehlikeli durumun giderilmesi bildirilir. Verilen süre içinde sahiplerince ıslah edilmeyen bina veya bina kısımları belediye hudutları ve mücavir saha dahilinde belediye encümenlerince diğer yerlerde ise il veya ilçe idare kurullarınca, yıkma parası yıkıntı malzemesinden karşılanmak, yetmemesi halinde kalan kısmı afetler fonundan tamamlanmak üzere yıktırılır. İmar ve İskan Bakanlığı bu konuda gerekli kontrol ve denetime yetkilidir. Yer kayması, kaya düşmesi, çığ gibi afetlere uğrayabilecek meskün yerlerde alınacak önleyici tedbirler İmar ve İskan Bakanlığınca, su baskınına uğrayabilecek yerlerde ise, Devlet Su İşlerinin bağlı bulunduğu bakanlıkça alınır. Bu işlere ilişkin ödenek, tedbirleri almakla görevli bakanlıkça karşılanır. 

7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun’da belirtildiği üzere belediye, mülk idare amirleri ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na afet bölgelerindeki yapıları denetleme görev ve yetkisi verilmiştir. Bu makamlar sorumlu oldukları alanlarda yapıların mevzuata uygun olarak yapılıp yapılmadığını denetlemekle yükümlüdürler. Deprem nedeniyle zarara uğrayan kişi binanın mevzuata aykırı yapıldığını ispatladığı takdirde, idarenin oluşan zararı tazmin etmesi gerekecektir.

Sonuç

Ülkemizin sel ve taşkına en hassas olan bölgelerine gereken önem verilmelidir. Yeni bakış açıları, sistem ve teknolojiler kullanılarak ve gereken tedbirler alınarak, sel afeti riskinin zarar ve kayıplarının azaltılması sağlanmalıdır. Sel ve taşkın riski bulunan bölgelerde ve alanlarda, gereken önlemler alınmadan kontrolsüz yapılaşma ve kentleşme önlenmelidir. Amaçlanan idealler doğrultusunda çıkarılan kanun ve yönetmeliklere uygun çalışmalar yapılıp bu çalışmalar sonucu uygunsuzluklara gerekli müeyyidelerin hızlı ve etkili şekilde uygulanıp hem özel hem de genel önleyiciliğini arttırılması gerekmektedir.

                                                                                                                                                                                 Stj. Av. Ahmet Nedim ZENGİN

Ahmet Nedim ZENGİN
+ Gönderiler
Paylaşım Yap

Bildiri

Ne düşünüyorsun?

1 Puan
Olumlu Oyla

Comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

TEKNOLOJİDEKİ TEHLİKE SOSYAL MEDYA DOLANDIRICILIĞI

MÜNHASIRAN TEK RENK MARKALARI (COLOR PER SE TRADEMARK)