Evlenen Kadının Kocasının Soyadını Taşımaması

          YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ’NİN E.2008/3618, K.2009/9413 ve 12.05.2009 TARİHLİ KARARI İNCELEMESİ

Davacı taraf Zeynep’in, Suriye vatandaşı şahısla evlenmesiyle Vatandaşlık Kanunu 25. madde uyarınca 1969 senesinde Türk vatandaşlığından çıkarılmış ve 1991 yılında da aynı kanunun 8. maddesi gereğince tekrar Türk vatandaşlığına alınma işlemleri yapılmıştır. Bu işlemler sırasında davacı Zeynep’in soyadı yanlış yazılmıştır. İşlemler sırasında soyadının yanlış yazılması neticesinde davacı taraf, vekili aracılığıyla Nüfus Müdürlüğüne karşı dava açarak kocasının soyadını kullanmaksızın yalnızca kendi soyadını kullanmak istemiş ve mahkeme davayı kabul edip temyiz edilmeksizin kesinleştirmiştir. Bu karar Yargıtay huzuruna çıktığında ise Yargıtay, kararı 4721 sayılı TMK m.187’ye aykırı bulmuş ve davacı Zeynep’in kocasının soyadını taşıması gerektiğini hükme bağlamıştır.

MÖHUK m.13 uyarınca evliliğe uygulanacak hukuk tarafların müşterek milli hukukudur. Tarafların ortak bir milli hukuku bulunmaması halinde müşterek mutad meskenleri hukuku, bunun da tespit edilememesi halinde Türk Hukuku uygulanır. Şanlı, evliliğin eşlerin soyadı üzerindeki etkisinin de bu hüküm altında değerlendirileceğini söylüyor[1]. Ayrıca hâkimin önüne gelen olaya uygulaması gereken hukuk yabancı hukuk ise MÖHUK’nun 2. maddesi uyarınca hâkim bu hukuku re’sen uygular.

4721 sayılı TMK m. 187, evlenen kadının soyadını düzenlemektedir. Bu maddeye göre evlenen kadın, kendi soyadını eşinin soyadının önüne koyarak kullansa da mutlaka kocasının soyadını kullanmalıdır. Bu düzenlemenin aksine evlenen kadının sadece kendi soyadını kullanması durumu ilk olarak 1998 yılında Anayasa Mahkemesi’nde dava konusu olmuştur[2]. Mahkeme, bu durumu kamu düzenine uygun bulsa da Tacir, bu düzeni Anayasa’nın 10, 12 ve 17. maddelerine aykırı bulmuştur[3].

Davacı Zeynep, tekrar Türk vatandaşlığına geçiş işlemleri sırasında evlenme yoluyla sahip olduğu soyadı A…’nın yanlış yazıldığı ve bunun B… olarak düzeltilmesi isteğiyle Türk Mahkemelerine başvurmuştur. Mahkeme, bu isteği kabul ederek temyiz edilmeksizin kesin hükme bağlamıştır.

Bu kararın Türk kamu düzenine aykırı olması gerekçesiyle olay Yargıtay huzuruna taşınmış ve tekrar incelenmiştir. Yargıtay bu incelemeler sonucunda uygulanacak hukukun, tarafların müşterek milli hukuku, bu yoksa ortak mutad mesken hukuku, şayet bu da tespit edilemez ise Türk Hukuku’nun uygulanacağını belirten MÖHUK’nun 13. maddesini göz önünde bulundurmuştur. Tarafların ortak vatandaşlıkları olmaması ve mutad meskenlerinin de belirlenememiş olmasıyla Türk Hukuku uyarınca sonuca varacak olan mahkeme, durumu kadının soyadının düzenlendiği TMK kapsamında ele almıştır. TMK’nin “Kadının soyadı” başlıklı 187. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesinin verdiği kararı kanuna aykırı bulmuş ve bozmuştur. Dolayısıyla bu karar neticesinde davacı Zeynep, kocasının soyadı olmaksızın salt kendi soyadını kullanamayacaktır.

Uygulanacak hukukun tespiti konusunda Yargıtay MÖHUK m.13’e dayanmış ve Türk Hukukunu bu olaya uygulamıştır. Tarafların müşterek milliyeti olmaması ve mutad meskenlerinin tespit edilmemiş olması sonucunda Türk Hukuku’nun uygulanması isabetli olmuştur. Daha önce de bahsedildiği üzere Şanlı’nın da konuyla ilgili görüşüne katılarak eşlerin soyadı konusu da bu madde kapsamında değerlendirildiğinden doğal olarak bu noktada başvurulması gereken kaynak, TMK’dir.

TMK m.187 ile evlenen kadının soyadını düzenlemiş ve mutlaka kocasının soyadını taşıması gerektiği sonucuna varmıştır. Söz konusu hükme göre varılan sonuç her ne kadar kanuna uygun olsa da bu uygulama, Anayasa’nın koruduğu ve eşitlik ilkesinin temelini oluşturduğu temel hak ve hürriyetlere aykırıdır. Zira Anayasamızın 10. maddesi tüm insanların eşit olduğunu hükme bağlamış, kadın ve erkeklerin arasında bir ayrım yapılamayacağını da özellikle belirtmiştir. Dolayısıyla evlilik hususunda da erkeklerin kendi soyadlarını kullanabilmesi fakat kadınların, koca soyadını da taşıması gerektiği bariz bir ayrım ortaya koymaktadır. Öyle ki bu durum Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önüne çıkan davalara da konu olmuş ve bu davalar da bahsi geçen durumun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 14. maddesinde hüküm bulan ayrımcılık yasağına aykırı olduğunu karara bağlamıştır[4]. Ayrıca Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun da 30.09.2015 tarihli iki kararı da AİHM ile paralel görüştedir[5]. Tüm bunları göz önüne alındığında Yargıtay’ın söz konusu olaya bağladığı sonuç isabetli değildir.

 


 

 

[1]Cemal Şanlı, Emre Esen ve İnci Ataman Figanmeşe, Milletlerarası Özel Hukuk (7. Baskı, Beta Yayınları 2019) 136-137

[2] Anayasa Mahkemesi, 1998/59, 29.09.1998

[3] Hamide Tacir, ‘Evli Kadının Kendi Soyadını Kullanması Konusunda Anayasa Mahkemesinin Yaklaşımının Temel Hak ve Özgürlükler Bakımından Değerlendirilmesi’ (2017) 5 (1) Kadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 49-70

 [4] AİHM, Ünal Tekeli/Türkiye, Başvuru No: 29865/96; AİHM, Levendoğlu Abdulkadiroğlu/Türkiye, Başvuru No: 7971/07.

[5] Yargıtay HG, 889/2011, 30.09.2015 ve Yargıtay HG, 226/2029, 30.09.2015

 

 

 

Zeynep HESAPDAR
Site | + Gönderiler
Paylaşım Yap

Bildiri

Ne düşünüyorsun?

6 Puan
Olumlu Oyla

Comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ceza Muhakemesi Kanununda Süreler

Türk Hukukunda Boşanan Çiftlerin Ortak Velayet Kullanması