Çok havalıÇok havalı

BOŞANMA DAVALARINDA KUSUR BELİRLEMESİ

Boşanma davalarında kusur belirlemesinin önemini belirtmek için ilk olarak; Medeni Kanun’un yürürlüğe girmesinden itibaren çok uzun seneler ağır kusurlu eşin boşanma davası açamayacağı yönünde bir sistemin benimsendiği ve uygulandığından bahsetmemiz gerekir.

1988’de yürürlüğe giren 3444 sayılı Kanun ile, kusurlu olan eşe de boşanma davası açma hakkı tanınmıştır. Benzer uygulama günümüzde de uygulanmaya devam etmektedir; bir başka söylemle kusurlu olan eş boşanma davasında davacı taraf olabilmektedir. Bu kural TMK m.166’da açıkça şöyle ifade edilmektedir:

‘’Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. 

Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.’’

Madde metninde de görüleceği üzere, davacının ağır kusurlu olması halinde, davalıya itiraz hakkı tanınmıştır. Yerleşik içtihatlara göre kusurlu eşin, davalı eşin kusursuz olması durumunda davasının kabulü engellenmektedir. [1] Bu uygulamanın temelinde, kişinin kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği ilkesi vardır. Bu durumda boşanma davasında ortaya çıkabilecek tüm ihtimaller, davacı ve davalı tarafın davadaki kusur oranlarına bağlı olarak değişkenlik gösterebilecektir.

Boşanmada kusur sayılabilecek davranışlara örnek olarak:        

1.    ‘’… davalı erkeğin, alkol alarak sürekli sarhoş olduğu, taşkınlık çıkardığı, kumar oynadığı, evde devamlı kavga ve tartışmaların olduğu şeklindeki boşanmaya sebep olan tüm kusurlu davranışları aynı zamanda kadının kişilik haklarına saldırı niteliğindedir. …” [2]  

 2.  “… erkek tam kusurlu bulunarak boşanmaya ve ferilere ilişkin hüküm kurulmuş; ilk derece mahkemesinin kararına karşı erkek kusur, tazminatlar ve nafakalar yönünden istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Bölge adliye mahkemesi erkeğin istinaf başvurusunu kusur ve tazminatlar yönünden kabul ederek erkeğin kusurunun ispatlanamadığına karar vermiş… Bölge adliye mahkemesi kararının gerekçesinde erkeğin şiddetinden sonra tarafların bir araya geldiği, “Davalının ailesinin kadına yönelik hakaretlerine erkeğin sessiz kaldığı” vakıasına da kadının dayanmadığı belirtilmiştir. Kadın dava dilekçesi ve cevaba cevap dilekçesinde erkek ve ailesi tarafından hor görüldüğünü, hakarete maruz kaldığını açıkça dile getirmiş bu vakıalara dayanmıştır. İstinaf incelemesi yapılırken bu hususun gözetilmemesi bozma sebebi oluşturduğundan, hükmün münhasıran bu sebeple bozulması gerekmiştir” [3]    

3.   “… bölge adliye mahkemesince, davacı -karşı davalı kadın tarafından dava dilekçesinde usulünce vakıa olarak dayanılmayan ” Yaklaşık 2 yıl önce kadını dinen boşadığını söyleyerek evi terk etme, kadını küçümseyip kavga çıkarma, kadının önceki evliliğinden olan oğlunu istememe ve ayrılık sonrası kadının ihtiyaçlarını karşılamama” vakıalarının davalı -karşı davacı erkeğe kusur olarak yüklenmesinin doğru olmadığının, kadın tarafından sunulan cevaba cevap dilekçesinin ise süreden sonra sunulduğunun, davacı -karşı davalı kadının tanıklarından Murat beyanı ile erkek yönünden “Sadakat yükümlülüğünü ihlal etme” vakıasının gerçekleştiğinin, her ne kadar bölge adliye mahkemesince bu tanık ile davalı-karşı davacı erkek arasında husumet olduğu gerekçesiyle bu tanığın beyanına itibar edilmediği belirtilmiş ise de davalı-karşı davacı erkek ile bu tanık arasında husumetin varlığına ilişkin dosyada ciddi ve inandırıcı bir beyan ve delil bulunmadığından bu tanığın beyanının hükme esas alınmamasının doğru olmadığının, hal böyle olunca boşanmaya sebebiyet veren olaylarda “Sadakat yükümlülüğünü ihlal eden erkeğin, erkeğe hakaret eden ve erkeğin kızı ile tartışarak ortak birikimi de yanına alıp müşterek haneyi terk eden kadına” nazaran yine de ağır kusurlu olduğunu …”[4] 

    4.   “…davacı erkeğin; eşi ve çocuğuna yeteri kadar vakit harcamadığı, eve geç geldiği, sinirli bir yapıda olup eşini kısıtladığı baskı altında tuttuğu, eşine “Seni ve aileni köpek gibi eğiteceğim” diyerek hakaret ve tehdit ettiği, eşinden habersiz aracı satıp pek çok borç yaptığı, davalı kadının İse; eşine “adi şerefsiz sen ne biçim adamsın” şeklinde hakaret ettiği, ameliyat olduğunda yeteri kadar ilgilenmediği ve ne hali varsa görsün dediği, eşini üstlerine şikayet ettiği anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda davacı erkeğin ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekirken, hatalı kusur belirlemesi sonucu davalı kadının ağır kusurlu olduğunun kabulü doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.”[5]

Kusur belirlemeleri ile ilgili değinmiş olduğumuz Yargıtay kararlarının her davanın özelliğine göre değişkenlik göstereceğini, bir başka deyişle kusur incelemesinin somut olayın özelliklerine bağlı olduğunu, her davada delillerin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini ve tarafların evlilik birliği içinde birbirlerine karşı tutumları değerlendirilerek kusur incelemesi yapıldığını, ayrıca iddia edilen kusur oluşturabilecek eylemin iddia halinden çıkarak vakıalarla somutlaştırılması gerektiğini[6] unutmamak gerekir. 

Sonuç olarak boşanma davalarında, kusurlu eşin de boşanma davası açma hakkının olduğunu söylemek gerekir. Ancak, daha az kusurlu olan davacı eşe kanun bu durumda itiraz hakkı tanınmıştır. Kusur değerlendirmesine dayalı olarak kusurun kime ait olduğu, boşanma davasındaki tüm ihtimalleri değiştirebileceğini tekrar belirtmemiz gerekir. Bu sebeple, dilekçeler safhasında ve sonrasında belirttiğimiz kusur iddialarını somutlaştırmak ve vakıalara dayandırarak ileri sürmeli, delillerle ispat etmek gerektiğini hatırlamalıyız.


 
 

[1] BURCUOĞLU H., ‘’Boşanmada Kusur ve Yoksulluk Nafakası ile İlgili Gözlemler’’ İstanbul Aydın Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Aralık 2018, C:4, S:2, s.3-4

   

[2] Yargıtay 2.H.D., 2021/583E., 2021/1940K. sayılı kararı. 

   

[3] Yargıtay 2.H.D., 2021/200E., 2021/1487K. sayılı kararı

   

[4] Yargıtay 2.H.D., 2020/6907E., 2021/1084K. sayılı kararı

   

[5] Yargıtay 2.H.D., 2020/5377E., 2020/6766K. sayılı kararı

    

[6] Bkz. Yargıtay 2.H.D., 2018/3222E., 2019/2070K. sayılı kararı. 

   

Asya Akın Çeliker
+ Gönderiler
Paylaşım Yap

Bildiri

Ne düşünüyorsun?

4 Puan
Olumlu Oyla

Comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Saklı Payı İhlal Edilen Her Mirasçı Tenkis Davası Açabilir mi?

Miras Hukukunda Mirasçılıktan Çıkarma Nedir